H.z. Süleyman ve Hüdhüd ( Kuşmu..mahkum mu ?) (bölüm 1)

 

 

            Kuran-ı  Kerimde  bence  müteşabih olarak anlatılmış  Neml

  Suresindeki  Hz. Süleyman,Melike ve cinlerlerle   bağlantılı  en zor en  

 karmaşık  en DETAYlı  en düşündürücü  belkide   en muazzam ayetlerdir.

Buna  sebep   rivayetler   yüzünden  tevsircilerinde  etkilenip farklı  anlam

çıkarması   olmalarıdır  bir bakıma.  Okuyucular  genelde metafizik  şeylerin

anlatılmasından  korkarlar. Cin,Şeytan,İblis  gerçekten iticidirler  Fakat

 Neml  suresinde  adı  geçen   cinlerle hiç bir  metafizik   bağlantısı  olmadığını

 önce Cin nedir  sözlük  anlamına  ve Arapça   manalarına  bakarak  anlıyalım.

  Aslında  hz.  Süleyman ve Melike  ile    ilgili  ayetleri yazıp  bağlantıları  kurmaya

 başlıyacaktım  fakat   okuyucu  bu  surede   adı geçen Cinleri   farklı  tanıyacağını

 düşündüğüm için  önce  Cin'i  açıklamak   gereği  duydum.
             Cin kelimesi  arapçada   C_N_N  kelimelerinden  gelir; gizledi,  örttü,

  muhafaza  etti  anlamlarını taşır.   Bahçeye, toprağı  güneşten  saklamasından  

dolayı  = CeNNet    Kalkana ,savaşçıyı  muhafaza ettiğinden  dolayı =  CuNNe  

yada meCeNNe    Ana rahminde korunan gizlenen  çocuğa    =  CeNiN   Bütün bu

  manalardan  hareketle gözden  ve  idrakimizden   gizli olduklarından  ayrı  bir

varlığada  Cin  denmiştir.  Şeytan  ve  İbliste  gözden  ve idrakten gizli  olduğu

 için  onlarda Cin cinsindendir. Ayrıca   Kuranda Cin   kelimesi = Tanınmayan

 bilinmeyen  yabancı insanlar  içinde kullanılmıştır. Hatta   yabancı  kavimden

 gelen   insanlarada Cinlerden  bir grup  geldi  denmiştir. Çünki  yabancı ülkeden

yada  kavimden   gelen  birinin  konuşmaları  anlaşılmadığı  ve  ^^idraklerine

kapalı^  yani  gizli  olduğu  içinde  onlarada   CİN  denmiştir.

        Bizim  ülkemizde   bile   örneğin  parkta  oturan  bir  adam  size  doğru 

 bakıyorsa  (  Bu  adam  kim  sürekli gözünü  buraya  dikmiş  bakıyor  İNmidir

   CİN midir   deriz.)


      Kuran  arapçasının edebiyatını iyi bilmeyenler  tarafından Cin  kelimesi
 Kuranda  geçen  anlamı ile değilde farklı  alanlarda hiç   alakasız  olmayan,

insanlar   tarafından  hiç  alakasız  bir anlamda  kullanılır hale  gelmiştir.

 

    Okuyucular rahat olsun  Hz. Süleyman  ve Melike  olayının geçtiği  Neml

 suresindeki  cin kelimelerininde   manası  (yabancı adamlar) dır.

    Şunuda belirtmek istiyorumki  Kuran-ı Kerimde  kesinlikle  Belkıs  kelimesi
 yer almaz. Melike  yani  kadın  hükümdardır. Belkide  uzun   yıllar Yahudi
 toplumunun anlattıklarından  etkilenen  rivayetçiler, Belkıs   ismini de  onlardan
 almışlardır.  Aslında bu Melikenin  Belkıs  olduğunu  söylemek Kuran-ın ruhuna
yakışmaz ve  tefsir  ve  meallerin  Melike  olarak  anlatması gerekir. Şimdi

 yapmamız  gereken odur ki  Kuranda o  kıssanın  anlatıldığı   ayetleri  buraya
 yazarak  bölüm bölüm  açıklamak  ve özellikle   rivayetlerin   burada   anlatılanların
 tamamen  dışında kaldığını   ve  konuya  ne kadarda  yüzeysel  olarak  ve  düz
  manaları  ile yaklaştığını  göreceksiniz.Bu ayetlerinde  bir peygamber  kıssası
 olduğu  ve  ^^ düşünen  bir  cemaat için  ibretler vardır ^^   sözünü  bir kez
 daha hatırlayarak  ve doğa  yasalarının  dışına çıkmadan  açıklanan  bu sözleri
 sizin  düşünce  gücünüze  ve   mantığınıza bırakıyorum :

 

  Aşağıda Kuran meallerine  sadık kalınarak yazılmış meallerden bir

             örnek aldım=
                                 NEML   SURESİ  

                  Bismillahirrrahmanirrahim
        15-Andolsun ki, Davut'a ve Süleyman'a bir ilim verdik. İkisi
                  de: "Bizi mü'min kullarının bir çoğundan üstün kılan Allah'a
                   hamdolsun." dediler.
  16-Ve Süleyman Davud'un yerine geçip dedi ki: "Ey insanlar, bize kuş
              mantığı   öğretildi ve bize her    şeyden verildi. Şüphesiz ki bu

              apaçık bir   lütufdur."
  17-Cinlerden, insanlardan ve kuşlardan orduları Süleyman'ın huzurunda
             toplandı. Bunların hepsi (Onun tarafından) sevk ve idare olunuyorlardı.
 18-Hatta karınca deresi üzerine vardıklarında bir karınca
              şöyle dedi: "Ey karıncalar! Haydi, yuvalarınıza girin, Süleyman ve
                         ordusu farketmeyerek sizi kırıp geçirmesin.

 19-   O da, onun bu sözünden dolayı gülercesine tebessüm etti ve: "Ey
                Rabbim, beni nefsime hakim kıl ki, bana ve anama-babama

                verdiğin    nimetlere şükredeyim ve hoşnut olacağın iyi bir iş

             yapayım ve beni   rahmetinle iyi kulların arasına sok!"dedi.
20-Bir de kuşları denetledi ve: "Bana ne oluyor, Hüdhüd'ü   göremiyorum?

        Yoksa kayıplara mı karıştı?
 21-Onu mutlaka ağır bir cezaya çarptırıldım veya boynunu keserim, ya
     da bana muhakkak mazeretim gösteren açık, kesin bir gerekçe getirir."dedi.
     

 22-Derken bekledi, çok geçmeden (Hüdhüd) geldi ve: "Ben senin
etraflıca bilmediğin bir şeyi öğrendim ve sana Sebe'den sağlam bir
haber getirdim." dedi.

 23-Çünkü ben, orada onlara hükümdarlık eden, kendisine herşey
verilmiş, yüce bir tahtı olan bir kadın buldum.
 24-Onu ve halkını, Allah'a değil, güneşe secde ediyorlar
       gördüm. Şeytan onlara yaptıklarını yaldızlamış ve bu şekilde
      kendilerini yoldan saptırmış da doğru gidemiyorlar.
 25-Göklerde ve yerde gizli olan herşeyi ortaya koyan  ve sizin
            gizlediğiniz ve açığa vurduğunuz  şeyleri  bilen Allah'a secde

          etmesinler  diye.
 26-Allah O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur. 0, yüce Arşın sahibidir.
 27-(Süleyman) dedi ki: "Doğru mu söyledin, yoksa" yalancılardan
           mısın, bakacağız.
 28-Şu mektubumu götür onlara bırak; sonra geri çekil de, ne sonuca
             varacaklarına bak!
 29-Kadın dedi ki: "Ey ileri gelenler bana çok önemli ve saygıdeğer
            bir mektup bırakıldı.
 30-Süleyman'dan; o Rahman ve Rahim Allah'ın adıyla (başlamakta)dır.

 31-Şöyle ki: " Bana karşı baş kaldırmayın ve müslümanlar olarak gelin bana!"
 32-(Melike): "Ey ileri gelenler! Bu işimde bana bir fikir verin;
         sizin haberiniz olmadan ben hiçbir işi kestirip atmış değilim." dedi.
 33-Dediler: "Biz güçlüyüz ve yiğit savaşçılarız; ama karar sana
              aittir. Ne emredeceğini düşün.
34-(Melike) dedi ki: "Doğrusu, hükümdarlar bir memlekete girdiler mi
              orayı perişan ederler ve halkının şerefli kişilerini zillete
                 uğratırlar; evet böyle yaparlar.
35-Ben onlara hediye ile bir heyet göndereceğim de bakacağım elçiler
              ne ile dönecekler?"
36-Bunun üzerine gönderilen (elçi) Süleyman'a vardığı vakit
        (SüIeyman): "Siz bana mal ile yardım mı etmek istiyorsunuz? Bakın
         Allah'ın bana verdiği size verdiğinden daha iyidir. Hayır siz
                hediyenize güveniyorsunuz.
 37-(Ey elçi) dön onlara (söyle): "VAllahi karşı gelemeyecekleri
       ordularla varırım da, oradan kendilerini perişanlıklar içinde hor ve
    hakir oldukları halde çıkarırım." dedi.

38-(Süleyman kendi adamlarına dönerek): "Ey Heyet kendileri  teslimiyyet

gösterip bana gelmeden önce, o kadının tahtını bana kim   getirir?" dedi
 39-Cinlerden bir ifrit: "Sen makamından kalkmadan önce ben onu sana
  getiririm. Ve gerçekten bunu yapmaya hem gücüm, hem de güvenim var."
     dedi.
 40-Yanında kitaptan bir ilim bulunan zat ise: "Ben onu sana gözünü
kırpmadan önce getiririm." dedi. Derken onu yanında duruyor görünce:
"Bu, Rabbimin bir lutfudur; beni imtihan için ki, şükredecek miyim,
yoksa nankörlük mü edeceğim. Kim şükrederse ancak kendisi için
şükreder, her kim de nankörlük ederse, şüphe yok ki, Rabbim herşeyden
müstağnidir, büyük ihsan sahibidir" dedi.

 41-(Süleyman) dedi ki: "Tahtını tanınmaz duruma sokun, bakalım
                tanıyacak mı, tanımazlardan mı olacakı?"
42-Bunun üzerine (Melike) gelince: "Böyle mi senin tahtın?" denildi.
    (O da): "Sanki o! Zaten bize daha önce bilgi verildi ve biz müslüman
       olduk! dedi.

43-Daha önce Allah'tan başka taptığı şeyler,    (onun müslüman olmasına)
 engel olmuştu; çünkü inkar   eden   bir kavimden idi.
 44-Ona: "Köşke gir!" denildi. Derken (Melike) onu görünce derin bir
       su sandı ve eteklerini topladı. Süleyman: "O parlak bir köşk,
     sırçadan!" dedi. Kadın: "Ey Rabbim, gerçekten ben önce nefsime
     zulmetmişim, şimdi Süleyman'ın maiyyetinde, alemlerin Rabbi olan

      Allah'a teslim oldum."dedi. 

 

     Neml  suresini okurken  insanların  ve tefsircilerin  ilk aklına gelen  şey :
 Davut  peygambere  sonra oğlu Süleyman  peygambere  kuş  dili  öğretildiği
  için  onlarla  karşılıklı   her konuda konuştuğu   sannedilmiştir. Özelliklede

 kuşlardan   ordusu  olması   sanki kuşların   silah kuşanıpta  savaşa
hazırlandığı  yada havadan    düşman  askerlerine bir şeyler attığının  

anlaşılmasına   sebep olmuştur.
           Hz. Süleyman  kuşları  eğiterek  onların haberleşme  (güvercin ) avlanma

 (şahin)  uzak ülkelere savaşa giderken  su ihtiyacını  karşılamak için
 su yerlerinin  tesbitinde   kullanılmak üzere (hüdhüd-  çavuş kuşu)  her  kuşun

 farklı  özellik ve  yeteneklerinden  yararlanarak   onları  askeri  sahadada kullanmıştır.

   Çünki  o  yüzyıllarda   savaşlar   aylarca  ve senelerce sürerdi.  Hayatın  gerçeğine

bakalım   ülkesinden  ayrılıp  başka  ülkeye  savaşa  giden  asker  ne  yiyecek,   su

  ihtiyacını  nasıl  karşılayacak.   Bir  kaç  aylık   yoldan   karavana  yada su 

gelmiyeceğine  göre   yapılacak  iş  gidilen  yerde  bu işlere  çözüm bulmaktır.

  Kuran : Süleymana ^^kuş  mantıkı ^^ öğrettik  derken   hiç bir  zaman  kuşların

 Süleymanla  konuştuğunu  söylememiştir.
        Kuşlar  ses  çıkararak  iletişim    kurdukları gibi  vücut dillerinide  kullanarak

gösterdiği   davranış  ve  yeteneklere  kuş  mantığı  denir.   Fakat her hangi bir kuşun  bir

insanla  sohbet   etmesi  mümkün değildir.    Bazı insanların  muhabbet kuşu ve

 papağanlara  bir şeyler  öğretmesi  onlarla  konuşuyor anlamına gelmez. O kuşlar

sadece öğretileni  geri  verme ( tekrarlama)     gibi  bir yetenekle  kuşatılmışlardır.
     O  ayetlerde geçen  karıncanın  konuşma dialoguda  karıncanın  Süleymanın

dilinden   konuştuğu  anlaşılmamalı ve  Meallerde   çevirilerden kaynaklanan  

 bir  hata    olduğunu   ilerliyen  sayfalarda aslında   Allahın   sünnetullahında  asla

bir  değişiklik  olmadığını   okuyacaksınız.
                      Neml suresi =

       17-Cinlerden, insanlardan ve kuşlardan orduları Süleyman'ın huzurunda
toplandı. Bunların hepsi (Onun tarafından) sevk ve idare   olunuyorlardı.
       18-Hatta karınca deresi üzerine vardıklarında  dişi bir karınca şöyle
dedi: "Ey karıncalar! Haydi, yuvalarınıza girin, Süleyman ve ordusu
farketmeyerek sizi kırıp geçirmesin."
       19-O da, onun bu sözünden dolayı gülercesine tebessüm etti ve: "Ey
Rabbim, beni nefsime hakim kıl ki, bana ve anama-babama verdiğin
nimetlere şükredeyim ve hoşnut olacağın iyi bir iş yapayım ve beni
rahmetinle iyi kulların arasına sok!"dedi

 

 

 

    18. SURE   Karşılaştırması  : 

 

 

1.

hattâ

: sonunda, olunca

2.

izâ

: olduğu zaman

3.

etev

: geldiler

4.

alâ vâdin nemli

: karınca vadisine

5.

kâlet

: dedi

6.

nemletun

: bir karınca

7.

yâ eyyuhâ

: ey

8.

en nemlu

: karıncalar (topluluğu)

9.

udhulû

: girin

10.

mesâkine-kum

: meskenleriniz, yuvalarınız

11.

lâ yahtımenne-kum

: sakın sizi ezmesin

12.

suleymânu

: Süleyman

13.

ve cunûdu-hu

: ve onun orduları

14.

ve hum

: ve onlar

 

 

 Hz.  Süleyman  ordusu  ile  bir sefere  giderken  Neml   (karınca) vadisine

gelirler   orada bulunan  Neml  kavmindeki   kadın  yönetici   Süleymanın

 ordusunun    gücünü   bildiği  için  kavmine seslenirki sakın Süleymanın
ordusuna direnmeyin,   yurtlarınıza çekilinki   Ordu  sizi  ezip  geçmesin.

 Yani  bir   teslimiyet  söz  konusudur.    Hz. Süleymanda bir direnişle

 karşılaşmadığı  ve bir zarar  söz  konusu olmayacağından   dolayı  o  

  yönetici  kadının  sözlerinden  memnun olarak gülümsemiştir.

 

              Şimdi Konuyu   anlayabilmek  amaçlı  örneklendirelim :

    Bu  vadide   bir  Türk  kavminin  yaşadığını  düşünelim.

   Oradaki  (yönetici)bir  Türkünde Hz.  Süleymanla    anlaşma  yaptığını  ve kavmine

  seslenerek ^^  Meskenlerinize  girin   olurda yolunun  üzerinde  sizi  silahlı  olarak  görürse  sizin  direniş  yaptığınızı   sanarak  sizi   ezip  geçmesin ^^  Çünki

   Hz.  Süleymanın  ordusunun  çok  kuvvetli  olduğunu  bilmektedirler.   Sözünü

   Bu  ayete  uyarlayalım.   Yani  dikkat  edeceğimiz  husus   şu =    Orada bir  Türk 

   kavmi  var  ve   bir  Türk  şöyle   Diyor  ile ---   Orada  bir  Karınca kavmi var  ve  bir 

  Karınca  kavmine  şöyle  diyor  kelimesi  eş  anlam  taşımaktadır.

       Türk   kavmi  ve oradaki  bir  Türk

     Karınca  kavmi  ve  oradaki  bir  Karınca

 

 

 

 Yani  orada  bir  alman  kavmi  bulunsaydı  bir  alman  diyecek

 Bir  İtalyan  kavmi  bulunsaydıda  bir  İtalyan  diye  bahsedilecekti.

 Yani  insanları tek yanıltan  şey : O  karıncanın   hayvan  olan  karıncaya  benzetilmesinden  başka  bir  şey  değildir.

                                                                      + aşağıda   hakkı  yılmaz alıntı :

 

        Bu Âyette, Karınca Vadisi'nde yaşayanlardan birisinin halkına yaptığı uyarı yer almaktadır. Âyetin ifadesinden, uyarıda bulunan kişinin sözü geçen birisi olduğu, muhtemelen de o yerleşim biriminin yöneticisi olduğu anlaşılmaktadır.

NEML [KARINCA] VADİSİ :  

Âyette geçen Karınca Vadisi, karıncaların bol olduğu bir vadî olmayıp özel bir isimdir. İmam Zebidi Araplarca bilinen vadîleri eserinde toplamıştır. Buna göre, "Karınca vadîsi", Jirben ile Askalân arasında bir bölgenin adıdır. [48–09]

Nemle = karınca sözcüğü tekil bir sözcük olup müzekker ve müennesi aynı sözcükle ifade edilir. Ancak konumuz olan bu Âyette cümlenin fiili gâlet = dedi şeklinde müennes olunca, fiilin öznesini de dişi olarak anlamak zorunludur. Yani, karınca vadîsinde halkı uyaran kişi ister sıradan biri, isterse halkın yöneticisi olmuş olsun, erkek değil bir bayandır.

NEML VADİSİ HALKI:

Karıncaya nemle adının verilmesi, "geliş gidişte çokça hareket edip az duraklamasın­dan, hafif yürümesinden, toplayıcılığından" dolayıdır. 

Söz konusu vadîde yaşayan halkın yaşam biçimlerindeki benzerlikten dolayı karıncaya benzetildiği, bundan dolayı da bu isim ile adlandırıldığı anlaşılmaktadır.

Bugün dünyanın değişik bölgelerinde hem Neml Vadisi halkı gibi yaşamlarındaki bir özelliği isim olarak taşıyan birçok kavim yaşamakta, hem de kuş, haşere, ağaç, kaya isimleriyle adlandırılmış değişik kavimler, kabile ve oymaklar bulunmaktadır. Meselâ Arabistan'da "karınca yumurtası" demek olan mazîn sözcüğü, aynı zamanda Temim boyundan bir kavmin babasının  adıdır. 

Neml Vadisi'ndeki halkın bilinen karıncalar olmadığı, halkına seslenen karıncanın Âyette kullandığı "meskenlerinize [evlerinize]" ifadesinden de anlaşılmaktadır. Çünkü mesken = ev sözcüğü insanlar için kullanılan bir sözcük olup karınca, kertenkele türünden yaratıkların barınakları Arapçada cuhr sözcüğüyle ifade edilir.Cuhr = Delik  manasına 

Gelir. Karınca,kertenkele  ve  yılanların  yuvasınada  delikten

Girildiği  için onların  yuvalarına da   cuhr  denir. Ayrıca Âyetteki ifadeye dikkat edildiğinde, sözcüğün mesakineküm = evleriniz şeklinde çoğul olarak kullanıldığı görülür. Hâlbuki karıncalar komün hâlinde yaşarlar ve her birinin ayrı bir meskeninin olması söz konusu değildir.


    Yani  karıncalar kaçın  Süleymanın ordusu geliyor demişte  Süleyman da

 karıncanın   sözünü duymuş ve gülümsemiş  demek  yersizdir. Karıncaların

kendi  aralarında  iletişimleri  vardır  fakat  Süleymanın ordusu  olduğunu

bilecek  kadar  bir    bilgiye, zekaya  sahip değillerdir. Umarım  bu  çevirilerde

 zaman içinde düzeltilir ve  insanlar gerçek manalarını    anlıyarak okurlar.

 

    Çoğu   saf  ve  temiz  Müslümanlara  MUCİZE  kavramı  yanlış  öğretildiği için

Aklının  ermediği bir  söz  yada  davranış  gelince  Allahın  mucizesi  sanmak

Ve  o olayları  mucizelerle  anlatmak  kolaylarına  gelmiştir. Oysa  ayetler  oradaki

Bir  MUCİZE yi  değil  tarihi  bir  olayı  nakletmektedir.

        Biliyorum  şimdi  nasıl  olurda  hüdhüdün  Süleymanla   sanki insan gibi
   konuştuğunu merak ediyorsunuzdur.
                Neml  suresi  20.  ayette   ve Süleyman  kuşları gözden   geçirdide

 sonra dediki:   Niye hüdhüdü göremiyorum Yoksa kayıpmı  oldu denince

  ilk  akla  gelen şey şu  oluyor:   Bütün kuşlar yerli yerinde  sadece  hüdhüd

 kuşu yok  yani  kayıp !  Oysa  dikkatli   okunursa hüdhüd  kuşu ifadesi

 geçmemektedir.    Önemli bir DETAY ı daha belirtmem  gerekiyorki  Hz.
Süleyman kuş mantığını  biliyor ama   O bir kral  ve yüzlerce kuşun  bakımını,
temizliğini, gıda temini ve eğitimini    O  yaptırmıyor.Bu işler için  yanında

  en az 10-15 kişi   çalışıyor olmalı  ve onların    arasında  hüdhüd  adında

   bir   çalışan   bulunuyor.

               Ayrıca  yüzlerce  atmaca,  şahin,   güvercin  ve  hüdhüd  varken .

 Hz Süleyman ın  niçin  hüdhüdü    göremiyorum  diye  söylediğine  bakılırsa

  en  azından  onlarca  hüdhüd den    hangini  göremedi  peki  ?  Şayet 

 orada  ifade  edilen   hüdhüd  kuş  olsaydı  hüdhüd  kuşlarının  arasında  örneğin

 beyaz kanatlı  yada  sarı renkli    bir  hüdhüdü  tarif  ediyor  olurdu. 

 Hüdhüdü  niçin  göremiyorum   deyince sanki  bir tane  hüdhüd   varmışta  onu

 görememiş  anlaşılmamalıdır.   Kuşları denetledikten  sonra  hüdhüdü göremiyorum

  demesi  orada   göremediği   şeyin ,  kuşlara   bakan  bakıcı  anlamında  değilde

 sanki   kuş olarak   algılanmış  ve bundan    sonra  gelen  ayetlerdede  konuşan,

  giden ,  gelen  ve fikir   yürüten hep  hüdhüd   kuşu  olarak anlatılmasına  sebep

 olmuştur.


      Şimdi  okuyucular nasıl  olurda bir kuş ismi  bir  adamın ismi olabilir diye

 bir soru sorabilirler. Günümüz Türkiyesine  bakalım   ve size  Şahin, Kartal
 Doğan  desem aklınıza ilk ne gelir  ?
             

               Doğan, Şahin, Kartal =  araba markası
               Doğan, Şahin, Kartal =  insan ismi
                Doğan, Şahin, Kartal =  kuş ismi

       Örneğin ben  araba garajına  gidipte bütün   arabalarımı  kontrol ettim

deyip  ardındanda  Doğan o  gün  garajda yoktu  desem. Siz  Doğan olarak

 zikrettiğim  o çalışanı  araba markası  olarak  düşünebilirsiniz.
  Aynı şekil  kuş  çiftliğiniz varsa  ve orada  Şahin  adında çalışanınız  varsa
  her daim  diğer kuşlarla  onun ismi karıştırılacaktır.   Yine Türkiyede bulunan

  biri ;  Kara kartallar  deyince nasıl  kara bir kartalı   düşünmek  yerine  kara

 kartallar  olarak  bir  futbol   takımını aklına  getirebiliyorsa..  Neml

suresindeki bu  ayetlerede  bu bakış açısı  ile   bakarsanız  ve bu  güne

 kadar  anlatılan  rivayetlerin  aslında uydurulmuş  olduklarını düşünürde  bu

 anlamı   ile okursanız   aslında hiçte acaip olayların  gelişmediğini  ve doğa

 yasalarının (Sünnetullahın)  kesinlikle ihlal  edilmediğini  görecek,  anlıyacaksınız.

 

            Yani  bütün  kargaşa  hüdhüd  isminin  geçmesi   ve bunun  bir  kuş

  sanılmasından  ibarettir.  Oysa   O  kuşlara   bakan  kuş bakıcısının  adı   Ahmet

  Olsaydı  hiç  problem  olmayacak   yalnız   hz.  Süleymanın  neden  acaba

  Ona   büyük  ceza  vereceğini  yada  onu  öldüreceğini  söylediğinin  muhasebesini

  Yapacak  ama diğer  ayetlerde  zincirliler (yani   ağır  ceza  almış  mahkumlar ve

  diğerleri  ayetini  görüncede bu  Ahmetin  bir  mahkum  olduğunu  düşünecektik.


    Yine o ayetlerde anlatılan olaylarıda  sanki  bir  kaç  günde  cereyan  ettiğini
  düşünürseniz yanılırsınız.  Bu olay aslında uzun yıllarda  cereyan  eden  bir

 olay   olduğunu  ileriki ayetlerde    de anlıyacağınızı  umuyorum.

 

 Başka  bir  açıdan bakarsak  bizde  nasıl  yarı açık   ceza evleri   var  ve  oradaki

  mahkumlar  çalışmak  isterlerse  değişik  işlerde  çalıştırılıyorlarsa , büyük

 ihtimalle  ve  ayetlerdeki  kanıtlarla   Hüdhüd ,bir   MAHKUM olmalı  idi  ve    

Hüdhüdün    hafif  bir  cezadan   (yalancı şahitlik  yaparak  önemli  bir     olayı

  saptırdığı  için   ceza  almış   ve bu  yüzden  hapise  atılmış  fakat  bir  işte

 çalışmayı    kabul  ederek   kendi  branşı   olan  kuş   bakıcılığı  ve kuş  eğitimciliği  

 görevi  alan bir   mahkum  olduğuna   inanıyorum.. Yokluğundada  Sebeye  kaliteli  

 kuş  almak için    gittiğini  ve  Sebe  ülkesini   çok  iyi  bildiği  için  görevlendirildiğini  fakat  bundan o an hz. Süleymanın  haberi  olmadığını,  Hüdhüdün  firar ettiği düşüncesini    taşıyarak  onu  cezalandıracağım  demesi  iddiamı kuvvetlendiriyor.  Bu    mektubu  Sebe   ye  götür  bakalım  yalancılardanmısın   diyerek  

aslında  çektiği    cezanın sebebinin  hatırlatılmasıdır.  Sad  suresi  38.  ayet  de

İddiamızı  kuvvetlendiriyor.

 

Ve âharîne mukarrenîne fîl asfâd(asfâdi).


ve âharîne

: ve diğerleri

mukarrenîne

: birbirine bağlı olanlar

: de, içinde

el asfâdi

: bağlar, kelepçeler, zincirler

 

        Zincirlere  bağlı  olanlar  ve diğerlerini  Hz.  Süleymanın emrine  verdiğini

söylüyor  Allah.  Ülkenin  kalkınması  için  Hz.  Süleyman  bütün  işlerinde

Hem  ağır  ceza  almış  mahkumları  hemde  hafif  ceza  almış  insanları

çalıştırmış  ve  onları  hapiste  boşu  boşuna beslemek  yerine  üretimde

Kullanmıştır. İşte  HÜDHÜD  de  hapis  cezası  almış  ve   kuş  bakımından

Anladığı  içinde    devletin  kuş  kümeslerinde görevlendirilmiştir.
 Yoksa rivayetçilerin  dediği  gibi  bir kuşun yalancı   olması  ve ona kızarak  

 bir  kuşa  ceza  vermesini  düşünmek  bile   gayri  cididir.Akıl  dışıdır,kabul

edilemez. Hz.  Süleyman  hüdhüdü  ağır  bir  cezaya  çarptırırım  yada  boynunu

keserim  demesi   o  devlette  olan  bir  yasayı  hatırlatmasından  ibarettir.

  Şayet   hüdhüdü   kuş  olarak  alsak  bile   Hz.  Süleymanın   bir  Kuşa :

 ^ Sana   büyük bir  ceza veririm yada  seni  boğazlarım  demesi  hiçta  akla

  Ve   bir  peygambere  yakışan  bir  davranış  yada söz   olmaması  gerekir.

 

       Yine   bu  hüdhüdü  Mahkum  değilde  normal  bir  insan    olarak  alırsak

  Hz. Süleyman   sanki   ^^Ali  kıran  başkesen ^^  yada zalim  bir  kıral  gibi

     görmüş  oluruz.  Oysa Kuran  onu  Allahtan  korkan  ve Adil  olarak   tanıtır.

  Bir  insan   firar  etti  diye  öldürülürmü  ?   Anca  bir  MAHKUM a   söylenecek

ve  o ülkenin yasasının  hatırlatıldığı  bir  sözden  başka  bir  şey  değildir.

       Mahkum  olupta   günlük  işlerde  görev  almış mahkumlar firar ederse

 büyük  cezalar  veriliyor  ve  şayet  mahkum  firar  ederde  başka  bir  suça  

karışırsa   ölüm  cezası  veriliyordu.

    Bu  mektubu  götür  bakalım   yalancılardanmısın  derkende  aslında

Hüdhüdün  çektiği  ceza kendisine   hatırlatılıyordu .  Çünki  hüdhüd

 Önemli  bir  olayı örtbas  etmek  için   yalancı  şahitlik yapmıştır  ve 

mahkum  olmasındaki  sebeb te  budur.

 

27-(Süleyman) dedi ki: "Doğru mu söyledin, yoksa" yalancılardan
           mısın, bakacağız.

          Diğer taraftan, Hüdhüdün  diğer  ayetlerdeki  konuşmalarından.

Onun;  kuşların    bilgi  ve   sorumluluk  sınırlarının  ötesinde , iradeli,
akıllı  hatta  din  bilgisi  kuvvetli   biri  olduğu  anlaşılmaktadır. Çünki  

Hüdhüd  o  ayetlerde   iman, şirk  gibi  konularda     ve  ancak  akıllı,

 bilinçli  ve imanlı  insanların  harcı  olacak  şekilde konuşmaktadır.

      

      Sebe =   Güney  Arabistanda  yer  alan  ve halkı ticaretle  tanınmış

bir ülke    idi,  Başşehride  Şimdiki Kuzey Yemen' in  merkezi  Sananın
kuzey- doğusunda ,   takriben  55  mil  mesafede  oln  Marib  kenti  idi.

 Main  krallığının  yıkılmasından    sonra  M.Ö  yaklaşık  1100  yıllarında

  güç  kazandı  ve bin  yıl  boyunca  Arabistanda   hüküm sürdüler.

 Daha sonra  M.Ö 115  yılında  onların yerini   Himyeriler  aldı.  Bunlarda

Arabistanda  Yemen  ve Hadramut ,  Afrikada da  Habeşistanı  idare  etmiş
     Güney Arabistanın  meşhur başka  milleti  idi. Sebeliler bir   taraftan

 Afrika  kıyıları,  Hindistan, Uzakdoğu  ve  Arabistanın iç kısımlarının  dahil
olduğu  yerlerde  cereyan  eden  tüm  ticari   faaliyetleri,  diğer taraftan

 Mısır,Suriye, Yunanistan  ve Romaya   yönelik  ticareti  ellerinde tutuyorlardı.

 Ticaret  ve  alışverişlerinin  yanında,  ulaştıkları   bu  refahın  başka bir  

 nedenide ,  ülkelerinin   bir çok   yerinde   barajlar  inşa  etmiş  ve sulama

 maksadıyla  yağmur sularını  toplamış  olmalarıydı. Bu  tesislerle  ülkeyi

 gerçek bir  bahçeye  çevirmiş bulunuyorlardı.

                   Ansiklopedilerden ....

        Hüdhüdün  ayetteki : ^^ Ben senin bilmediğin bir şeyi  öğrendim. Sebeden

 sana  çok doğru   ve  önemli bir  haber  getirdim ^^ ifadesinden ,  Süleyman

  peygamberin    Sebe  hakkında  hiç  bilgisi  olmadığını  değil,  Sebeliler 

hakkında  bazı  yeterli    bilgi sahibi  olmadığı anlaşılmaktadır.

 Zira   Süleyman peygamberin  babası  Davut Peygamberin  mezmurlarında
   Sebeden  bahsedilmektedir.
                Mezmurlar  72/1 --  12 =
      1. Ey   Tanrı  adaletini  krala,  doğruluğunu   kral oğluna  emanet  et.
      2. Senin halkını  doğrulukla.  mazlum kullarını  adilce  yargılasın.
       3. dağlar, tepeler,halka adilce gönenç  getirsin
       4. Mazlumların hakkını  versin  , yoksulların çocuklarını
kurtarsın, zalimleride ezsin
       5. Güneş  ve  ay  durdukça,  Kral  kuşaklar  boyunca yaşasın.
        6. Yeni  biçilmiş  çayıra düşen yağmur  gibi , Toprağı
sulayan  bereketli  yağmurlar
             gibi olsun.
        7. onun günlerinde  doğruluk serpilip  gelişsin, ay ışıdığı
sürece esenlik artsın.
        8.  Egemenlik sürsün  denizden  denize,Fırattan yeryüzünün  ucuna  dek!
        9. Çöl  kabileleri  diz çöksün  önünde, Düşmanları  toz yalasın
        10. Tarşiş'in  ve adaların  kralları  ona  haraç  getirsin,
Sebe  ve Seva
              kralları  aramağan sunsun.


                  Sebe hükümdarının  sahip  olduğu  imkanlar........

            Hüdhüd; Sebe melikesinin  tahtını  ''aziym''  (  çok  büyük) olarak

 Nitelemek   suretiyle,  ülkenin  genişliğini,zenginliği  ve idarecinin
üstün  seviyeli  ve  dirayetli   birisi  olduğunu   anlatmak  istemiştir.  Yani  

Buradaki  taht  mecazidir.  Çoğunluğu  rivayetçiler olmak  üzere bu ifadeyi ;
^^fiziksel  büyüklük^^  ve     güzellik  olarak  anlamış  ve ortaya bu  anlayışa

  Uygun  epey  abartılı  rivayetler   sunulmuştur.

  Süleyman peygamberin İfadelerine dikkat edilirse,  O nun  Sebe  ülkesinin
 zenginliği  ile  ilgilenmediği,   yalnızca Şeytanın  onları  Allaha  secdeden

  engelliyerek güneşe taptırdığı  ile  ilgilendiği   görülmektedir.

 Süleyman peygamber ,  Sebe halkını  saptırmış  olan  Şeytana karşı   bir

girişim   başlatmış ve yolladığı  mektupla  halkı, Şeytana  karşı  tavır  almaya

yöneltmiştir.  Süleyman Peygamberin  mektubu götürecek  olana  verdiği
talimatta  ^^  Onu  kendilerine  bırak ^^   diyerek zamiri  cem'i  getirmesi

ise, mektubun   sadece    Melikeye değil,  tüm  Sebe halkına  yönelik

 olduğunu  anlatmaktadır.  Kuran-ı Kerimde  ayetteki   kadar bilgi

 verilmişken  bazı rivayetçiler tarafından  Hüdhüdün  melikenin  odasına

 mazgal  deliğinden  girdiği , mektubu  onun  yanına  attığı   ve  sonra

  pencerede saklanıp  neticeyi gözlediği  ileri  sürülmüştür.

   O Süleymanın mektubunu alan  sebe  melikesi)  ^^ey ileri  gelenler!
    Şüphesizki  bana kesinlikle  çok  şerefli / saygın  bir mektup  bırakıldı

. şüphesiz  O (mektup)  Süleymandandır  ve bana karşı  büyüklük

taslamayın,  teslimiyet   göstererek /  Müslüman olarak bana gelin !

diye  Rahman ve  Rahim Allah adınadır^^  dedi.

  Süleyman peygamberin  mektubunda yer alan ^^ Bana karşı

büyüklük  taslamayın^^    cümlesi ;  Allaha  karşı  büyüklük taslamayı

  ifade  etmektedir. Çünki  mektup   elçi    (peygamber ) tarafından

 Allah  adına yazılmıştır.   Burada mektubun  içeriği  kadar,  niteliği

 ve Hüdhüdün  bu  mektubu  nasıl  taşıdığıda   önemlidir  ve üzerinde  

durmayı gerektirmektedir.  Çünki  Bu  konuda  piyasada oldukça

 uydurma  rivayetler  mevcuttur.   Konuya akılcı bir yaklaşımla  

baktığımızda  şu soruların  cevabı  verilmesi   gerekmektedir.

 

 Bu gönderilen mektup  neyin  üzerine ,  hangi  yazı ve yazı malzemesi
 ile  yazılmıştır ?   Bu soruların  cevabını  ise fazla  araştırma yapmadan

 ^^YAZI^^ nın    tarihi   gelişimi  ile  ilgili  bilgiler arasında bulmak
mümkündür. Olayları   geçtiği   çağda    yazı;     çivi  yazısı  veya  

 hiyeroglif,  yazı malzemeside taş  levha, kil tablet, papirus yada  

hayvan derisidir.  Yani  günümüzde  kullandığımız kağıt icat edilmemiştir.
       Kağıt  M.S  1. yüzyılda Çinliler tarafından icat   edilmiştir.

 Bu faktörler göz önüne   alınınca ,  Süleyman peygamberin  Melikeye

 yazdığı   mektup,Hüdhüd  kuşunun    taşıyamıyacağı   bir hacimde

  olmak   durumundadır.    Başka  bir ifade  ile  ;  O çağdaki  hangi

 malzeme  üzerine yazılırsa  yazılsın    bu  mektubu   güvercin

  büyüklüğünde  bir  kuşun,  Filistinden  Yemen illerine  kadar
  taşıyabilmesi mümkün değildir.  Arkeolojik araştırmalar  sonucu bu

  mektup   bulunup, gerçek  anlaşılıncaya  kadar  bizim görüşümüz

 o günki   yapı     malzemelerinden    birine yazılmış olup  at  yada

 deve gibi  o zamanın  ulaşım   araçlarından biriyle ve hüdhüd

  himayesinde  gönderildiği   yolundadır.

     ''(Sonra Melike) dedi ki: Beyler, ulular! Bu işimde bana bir fikir

 verin. (Bilirsiniz) siz yanımda olmadan (size danışmadan) hiçbir işi

kestirip atmam.

     

Şura yönetiminin  güzel bir örneğinin  yer  aldığı  bu ayette  Süleyman

 peygamberden, Allah  adına İslama  girme  daveti  içeren  mektubu  

alan  bayan   yöneticinin ,  durumu hemen şura üyelerine   bildirdiği  ve
Şuranın  kararına   son  derece saygılı  olduğu görülmektedir.
   33.  ayette =     Onlar, şu cevabı verdiler: Biz  güçlü kuvvetli

kimseleriz, zorlu     savaş erbabıyız; buyruk ise senindir; artık ne

buyuracağını sen düşün.    İleri gelenlerin buradaki  ifadeleri onların ;
beden güçlerine , silahlarına    güvendiklerini göstermekte  ve savaştaki

 yiğitliklerini ve   sebatlarını  anlatmaktadır.
  34-35  ayetlerde  =  Melike: Hükümdarlar bir   memlekete girdiler mi,

orayı    perişan ederler ve halkının ulularını alçaltırlar.  (Herhalde) onlar

da böyle    yapacaklardır, dedi. . Ben (şimdi) onlara bir hediye  göndereyim

 de, bakayım   İleri  gelenlerin savaş fikrine karşı Melikenin   meseleye  sulh

ile  bir  çıkış   yolu bulmak  istemesi,  tüm  insanlığa  ve tüm  zamanlara
ibret  olacak niteliktedir.

   Bu ayetler açık  ifadelerle ,  başka ülkelere   giren  zalim  sömürgecilerin

o ülke   halkına   karşı  uyguladıkları  baskı  ve şiddeti  en   mükemmel

şekilde nakletmektedir.     Bu anlayış tarih boyunca  büyük çoğunlukla

 değişmemiştir.     İşgaller  hiç  bir  zaman  müstemlekelerin  yararına
olmamış,  işgal edilen ülkenin    yeraltı  ve yerüstü  kaynaklarını  ele

 geçirmek de ,  işgalcilerin her  zaman  değişmez    amacı olmuştur.

             36--37  ayetler =  (Elçiler, hediyelerle) Süleyman'a  gelince

 şöyle dedi: Siz bana mal ile yardım mı ediyorsunuz? Allah'ın bana
verdiği, size verdiğinden    daha iyidir. Hediyenizle (ben değil) siz
sevinirsiniz. . (Ey elçi!) Onlara dön;     iyi bilsinler ki, kendilerine

asla karşı   koyamıyacakları ordularla gelir,  onları muhakkak surette

 hor ve hakir halde  oradan çıkarırız!

     Ayetlerden anlaşılacağı üzere  Sebeliler, Süleyman  peygamberin

 savaş    kararını   değiştireceğini  sanarak  ona  bir takım  hediyeler

  göndermişlerdir.    Ama güneşe  tapan  bu topluluğa  doğru yolu

göstermek  amacı  güden  Süleyman     peygamber, kendi adına

 değilde  Allah adına  hareket  ettiği için gönderilen  hediyelerle

  ilgilenmemiştir.  Çünki Allah elçilerinin   tebliğlerine karşılık  

 ücret,   hediye almaları mümkün değildir.

      Kuran-Kerim' de  Melikenin  gönderdiği hediyelerin   neler  

olduğundan hiç söz edilmemişken, rivayetçiler  maaşallah  ne

kadar altın ve ne kadar gümüş  olduğunu   bile  listelemişlerdir.

   Bu olayda  ^^ dinde  zorlama  yoktur^^  ilkesine  göre  dileyenin Allah'a

dileyeninde  aya,  güneşe  tapabileceği,  buna karşılık  Hz. Süleyman'ın

 gönderdiği    mektupta  dinde zorlama yapıldığı düşünülebilir.  Fakat bu
 düşünce  doğru değildir    Burada  dikkat edilmesi  gereken  nokta  

;  ayetteki  ^^Şeytanda göklerde    ve yerde gizleneni açığa  çıkaran,  

gizlediğinizi  ve  açıkladığınızı  bilen  Allah'a   secde  etmesinler  diye

kendilerine  yaptıklarını süslü  göstermiş  de onları   doğru yoldan

alıkoymuş. Bunun  içinde onlar hidayet   eremiyorlar  ifadesidir.
 İfadeden anlaşılacağı  üzere  (  orada da Sai baba  benzeri  biri  çıkmış

 hem  halkı  hem yönetimdekileri etkisi  altına  almış  olmalıdır)  Sai  baba

Hindistanda    insanları  bir  kaç  hilebaz  numaralarla  etkilemiş  ve  onlara

Tanrı  olduğunu  söyleyerek  kandırmış  ve  milyonlarca  müridi  olan

Bir   adamdır. Bu  ayette  sözü  geçen  Şeytanda  (metafizik  şeytan)

Değil  İnsan  şeytanıdır.  Orada  bir Şeytan   vardır  ve o  şeytan  halkın  özgür

iradesiyle   davranmasını    engelliyerek   onları  Allahtan uzaklaştırma  

ve güneşe taptırmak için  faaliyet göstermektedir.  Allah'a  savaş  açmak

anlamına  gelen bu  durum  ise,  müdahale  edilmesi  ve   ortadan

 kaldırılması   gereken bir  fitnedir.          

  38-39 =  ayetler         (Sonra Süleyman yardımcılarına) dediki:

Ey ulular! Onlar   teslimiyet gösterip bana gelmeden önce, hanginiz o
melikenin tahtını bana getirebilir?
Cinlerden bir ifrit: Sen makamından kalkmadan ben onu  sana getiririm.
               Gerçekten bu işe gücüm yeter ve bana güvenebilirsiniz, dedi.
Bu ayetlerde, gönderilen hediyeleri reddettikten sonra Süleym

Yorum Yaz